neyzen
Astsubay
Prestij : 158
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 737
|
 |
« : 28 Kasım 2009, 19:52:20 » |
|
Geleceğini Arayan Ülke; Bosna Hersek...
Geleceğini Arayan Ülke’ye yolculuğumuza Bosna Hersek’in en ünlü pop müzik yıldızlarından Dino Merlin’in Burek adlı parçası eşliğinde çıkıyoruz.

Saraybosna-Başçarşı
Saraybosna'nın tarihi merkezinde zamanın durduğu izlenimine kapılmak kolay
CD bir hostesin uçakta yaptıklarını andıran bir anonsla başlıyor:
“Dünyanın en barış dolu ülkesine hoşgeldiniz, ancak varıştan itibaren sorumluluk size aitir”
Bosna Hersek'in sıradışı özellikleri aslında daha Saraybosna havalimanına ayak bastığınız an karşınıza çıkıyor...
Burası Avrupa'nın küçük ölçekli en iyi havalimanı ödülüne sahip... Ama aynı zamanda Bosna Savaşı sırasında 800 kişinin keskin nişancıların ateşiyle yaşamını yitirdiği yer...
Hemen havalimanının yanı başındaki bir evin bahçesinden inilen bir tünel, şimdi turistlerce ziyaret edilen bir müze...
Bir zamanlar kuşatma altındaki kente, temel ihtiyaç malzemelerini sokmanın ve giriş çıkışın tek yolu olan bu tünelde şimdi savaştan geriye kalan bazı malzemeler sergileniyor, bir köşedeki televizyonda savaşa ait görüntüler yayınlanıyor.
Tabiat bize her şeyi vermiş. Ama dış mihraklar Bosna Hersek’te yapacaklarını yaptılar; bu yüzden de şimdi Bosna Hersek’in geleceği belirsiz. Banja Luka sakini 300 bin nüfuslu başkent Saraybosna savaştan sonra büyük ölçüde imar edilmiş. Ama ana caddelerden geçerken yüksek katlı apartmanlara şöyle bir bakmak, üç yılı aşkın süre devam eden kuşatma sırasında açılan ateşin izlerini görmeye yetiyor.
Yaşam ilk bakışta herhangi bir bölge kentindekinden farksız akıyor .
Sonuçta Avrupa Birliği adaylığına giden ilk adım olan istikrar ve ortaklık anlaşmasını imzalamış bir ülkedeyiz.
Ama aynı zamanda hala, iki bini aşkın barış gücü askerinin ve polisinin görev yaptığı, en üst düzeydeki yöneticilerinin bile, dışarıdan atanmış yabancı bir özel temcilsi tarafından görevden alınabildiği (düzenin muhalifleri bunu bir tür genel valilik yapısı olarak adlandırıyor) bir ülke burası.
Slovak diplomat Miroslav Lajcak uluslararası toplumun ülkedeki yüksek temsilcisi... Ülkedeki gidişin son iki yılda pozitiften negatife döndüğünden şikayetçi. Nedenlerini ise şu sözlerle açıklıyor:
“İlk neden (siyasetçilerin) devletin stratejik önceliklerinin ne olması gerektiği üzerinde anlaşamamaları. Siyaseten ve etnik kesimler açısından stratejik önceliklerinin ne olduğunu biliyorlar. Ama devlet düzeyinde böyle bir anlayış göremiyoruz. Aksine; farklı hatta birbiriyle çelişen devlet vizyonları var.”
“Bir diğer neden, ülkede bazı siyasetçilerin uluslararası toplumu,, siyasi yaşam ve sistem konusundaki şahsi vizyonlarını; başkalarının iradesi aleyhinde dayatmak için bir araç olarak görmesi... Bizim rolümüzün bu olmadığını anlattığımızda ise hayalkırıklığına uğruyorlar.”
Dayton'dan bugüne

1995'te savaşı sona erdirmek üzere imzalanan ve ülkenin yapısıni oluşturan Dayton Anlaşması’nın temel amacı, bölgenin sıcak savaş halindeki üç büyük toplumuna Sırp, Hırvat ve Boşnakları kendilerini güvende hissedecekleri bir yapı sunmaktı.
Tüm uzlaşmalar gibi, herkesi hoşnut etmeye çalışmak, sonunda kimsenin tam anlamıyla tatmin olmadığı, herkesin sadece "biraz" hoşnut olduğu bir tablo ortaya çıkardı. Radko Mladiç ve Radovan Karaciç Savaş suçlularının yargı süreci hala devam ediyor
Dünya Bankası ülke temsilciliğinde görev yapan Bosna Hersekli ekonomist Orhan Niksiç “Dayton barış anlaşması savaşı sona erdirdi ama karmaşık, etkisiz ve pahalı bir yapılanması olan bir ülke ortaya çıkardı.” diyenlerden sadece biri.
Bosna Hersek savaştan önceki 50 yıl, Federal Yugoslavya’nın parçası olan sosyalist bir cumhuriyetti. Dolayısıyla adem-i merkeziyetçi yapıya yabancı değil. Hatta şu haliyle, Yugoslavya'nın yapılanışını anımsattığı bile savunulabilir…
Yugoslavya ülkeyi bir arada tutan Josep Broz Tito’nun ölümü ardından etnik grupların kendilerini diğerlerinden daha etkili ve güçlü kılma mücadelesi sırasında savaşa sürüklendi.
Ancak halk arasında bu savaşın ülkenin iç dinamiklerinden değil, (tanımı herkese göre değişse de) dış mihrakların komploları’ndan kaynaklandığına inanan kaydadeğer bir kesim bulunuyor.
Kimilerine göre, bugün Bosna Hersek'teki sıkıntıların başlıca nedeni savaşın zihinlerde hala bitmemiş olması...
Kapanmayan hesaplar

Bizim Partimiz (Nasa Stranka) sözcülerinden Dennis Gratz, “Savaş hala devam ediyor diyebiliriz. Bu kurşun atılan bir savaş değil. Çok daha yıkıcı bir savaş; çünkü burada zafere ulaşmak diye bir şey yok. Herkes kaybediyor.” sözleriyle yorumluyor durumu.
Bunun bir örneğini Saraybosna'da, medya etiği eğitimi veren Mediacentar adlı sivil toplum kuruluşunun başkanı Boro Kontiç veriyor.
Kontiç arşivlerinde bulunan 1958'in, yani İkinci Dünya Savaşı’ndan 13 yıl sonrasının Yugoslav gazeteleri ile günümüz medyasını karşılaştırıyor:
“O gazetelerde savaşa ilişkin bir şey bulamazsınız. Bugün Bosna'da bir gazetede ise hal böyle değil. Konu kapanmış değil. Sanki savaş 13 yıl önce değil dün bitti.” diyor. Saraybosna'da bir mezarlık Savaşın izleri hemen her yerde karşınıza çıkıyor
“Hala kayıp olan belki 20 bin kişi var. Savaş suçları hakkında sonuçlanmamış meseleler var. Biz aslında Bosna Hersek'te uzlaşma sürecini henüz başlatmadık... Hala savaş öncesindeki tartışmaları konuşuyoruz. Mesela radyo televizyon yayıncılığı... Acaba Sırp Hırvat ve Müslümanların ayrı ayrı kamu televizyonları olmalı mı? Bu konu 1991'de gündeme geldi. Hala bunu konuşuyoruz. Öte yandan yerel düzeyde medya birbirinden hala düşman gibi söz ediyor.”
Bu gerilim kendisini en çok da siyasette gösteriyor. Bosna Hersek'in dönüşümlü başkanlığının Boşnak temsilcisi, Sırp Cumhuriyeti’nin feshinden yüksek sesle söz ediyor; Sırplar “bizi tanımayanı biz de tanımayız” demeye getiriyorlar...
Bu ideal bir ahenk ve uyum örneği olmaktan uzak görünse de Uluslararsı Toplumun yüksek temsilcisi Miroslav Lajcak’a göre "uyum ve uzlaşma" ülke için tam anlamıyla olmazsa olmaz.
Bundan 15 yıl kadar önce evliliklerin yarıya yakınının farklı etnik kesimler arasında yapıldığı başkent Saraybosna’nın merkezi, halklarının kaderinin nasıl içiçe örüldüğünün en iyi göstergelerinden birisi.
Kentin tarihi merkezinde 200 metre çapında bir alanda bir cami, bir katolik kilisesi bir ortodoks kilisesi ve bir havra bulunuyor. Hırvatların Hırvatistanla hakikaten sıkı bağları var, Sırpların da Sırbistanla... Boşnakların ise tam bu anlamda o kadar sıkı bağlı oldukları bir anayurt yok. Onlar yurtlarını Bosna olarak görüyorlar.
Günümüzde ise başta Saraybosna olmak üzere etnik çizgilerin daha sert çekildiği de sıkça dile getirilen bir kaygı. Gazeteci Boro Kontiç bu kaygıyı paylaşanlardan...
Ülkede gitgide daha az kültürlerarası bağlaşma olduğundan yakınan Kontiç, “Örneğin şimdi Saraybosna'da yaşayanların yüzde 90'ı Müslüman. Son 200 yılda hiç böyle bir durum olmamıştı... Yüzde 30 Sırp, yüzde 15 Hırvat 5-7 civarında da diğer azınlıklar da olurdu... Şimdiyse, her toplumda "öteki" ne ait adalar küçülüyor...” diyor.
Birlikte değil, yan yana ama ayrı yaşamlar oluştuğundan söz ediyor.
Nüfus yapısı karma olan pek çok kentte, Sırp Boşnak ve Hırvat mahalleleri eskisine göre daha kolay ayırt ediliyor… Ülkenin en büyük siyasi partilerinin genel merkezlerini ziyaret etmek istiyorsanız, Saraybosna’da sadece Boşnaklarınkini bulabiliyorsunuz. Sırplarınkisi Banja Luka, Hırvatların genel merkezleri Mostar'da…
Yağmurlu, soğuk bir kış günü, Saraybosna Üniversitesi’nin karşısında düzenlenen bir gösteri bu duruma kendi çözüm önerilerini sunmayı amaçlıyor:
Organizatörlerden Jasmin Gabila anayasada üç temel etnik grup yerine “Bosna Hersek vatandaşlığı” kavramının yer almasını istediklerini anlatıyor. Yöneticilere bu taleplerini düzenledikleri imza kampanyası ile iletmeyi hedefliyorlar.
Şiddetli yağmura rağmen, imza atmak için en az 20 dakika beklemeyi göze alan bir kalabalık oluşması, onları da yüreklendirmiş:
“Bugünkü eylem, bizim sanal ortam dışındaki ilk buluşmamız...” diyen Gabila, dört ay kadar önce bir facebook grubu olarak yola çıktıklarını. Şimdi ülkedeki 35 bin kullanıcıdan 8500’ünün gruplarına üye olduğunu anlatıyor...” Saraybosna'da bir imza kampanyası Sivil toplum hareketleri filizleniyor
Peki bu görüş Sırpların çoğunluk olduğu kesimlerde de paylaşılıyor mu? Banja Luka merkezli Gençlik İletişim Merkezi (OKC) başkanı Jugoslav Jedic “Sanmıyorum.” diye yanıtlıyor:
“Çünkü burada siyasi partilerin yürüttüğü ve etnik meseleleri öne çıkaran muazzam bir medya kampanyası var. Gençler burada kendilerini Bosna vatandaşı olarak görmüyorlar.... Örneğin Boşnaklar kendilerini Bosnalı olarak tanımlıyorlar ama Hırvat ve Sırplar arasında bu daha az.”
Jedic’e göre, bunun temelinde ‘anayurt’ kavramına farklı yaklaşımlar yatıyor:
“Mesela Hırvatların Hırvatistanla hakikaten sıkı bağları var, Sırpların da Sırbistanla... Boşnakların ise tam bu anlamda o kadar sıkı bağlı oldukları bir anayurt yok. Onlar yurtlarını Bosna olarak görüyorlar. Bence burada insanların kendilerini Bosnalı olarak tanımlamamalarının başlıca nedeni bu.”
Savaş sonrası toplumsal yaşamda kendisini gösteren bir diğer eğilim dindarlaşma...
Dinin Sosyalist Yugoslav düzeninde yıllarca bastırılmasından sonra belki bu doğal bir gelişme olarak görülebilir...
Ancak kullanılan simgelerin bir diğer etnik halkı dışlayıcı nitelikte olmaması gerektiği konusunda daha önce yaşanan pek çok anayasal soruna rağmen, din sadece bireysel alanda etkin değil.
Şu anda Banja Luka'daki emniyet müdürlüğü toplantı salonunun duvarında, şu ya da bu ulusal simge değil, Tanrının ulağı kabul ettikleri Başmelek Gabriel, yani Cebrail’in bir ikonu var... Banja Luka Emniyeti Polis müdürlüğünde kimse ikonları garipser görünmüyordu
Mostar'da en büyük Hırvat siyasi grubu olan Bosna Hersek Hırvat Demokratik Birliği Partisi (HDZBİH) karargahına girdiğinizde sizi Papa İkinci Jean Paul'ün Saraybosna ziyaretine ait bir poster ve bir haç karşılıyor...
Saraybosna'daki Boşnaklar, İslami unsurların daha görünür olduğunu anlatıyorlar.
Ödüllü film yönetmeni, Jasmila Zbanic de İslamileşmenin yoğunlaşmasını yakında gösterime girecek yeni filminin çıkış noktalarından biri olarak almış:
"Pek çok kişi savaştan sonra gitgide daha dindar oldu. Bir de dine radikal şekilde yönelenlerin sayısı da hiç olmadığı kadar çok. Bunun elbet bir nedeni var. İnsanlar hala çok canlı olan travmaları atlatmaya çalışıyorlar. Kimliklerini bulmaya çalışıyorlar."
"Çünkü biz Avrupalıyız ve Avrupa Birliği'nden kabul görmüyoruz. AB'den gelen ve sizi istemiyoruz diye anlaşılan bu mesaj insanlara o zaman biz kimiz sorusunu sorduruyor. Avrupalı değilsek o zaman nereye aidiz?”
Bosna Hersek nereye ait, kendisine nasıl bir kimlik, nasıl bir rota çizebilir?
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.......
|
|
|
neyzen
Astsubay
Prestij : 158
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 737
|
 |
« Yanıtla #1 : 28 Kasım 2009, 19:53:35 » |
|
Geleceğini Arayan Ülke’nin ikinci bölümüne Saraybosna'nın merkezinde, Ebedi Ateş anıtında başlıyoruz.
Ebedi Ateş Anıtı

Anıt, başkentin mihenk noktalarından birisi
Bosna Hersek'in cumhuriyet olarak kurulmasını takiben inşa edilen anıt İkinci Dünya Savaşı’nda ölenleri anıyor. Alevleri o zamandan bu yana sadece kuşatma sırasında sönmüş...
Bosna Hersek, 1992'de patlak veren savaştan önceki 50 yılda federal Yugoslavya'nın bir parçasıydı. Dolayısıyla hiç bir zaman üniterist bir yapısı olmadı… Ancak şimdiki yapı, karmaşıklğı açısından dünyada az bulunur bir nitelikte…
Savaşta ağır hasar gören Bosna Hersek Parlamentosu, şimdi eskisinden de şık şekilde restore edilmiş, kentin siluetine hakim mavi cam kaplı bir gökdelen... Ama ülkenin tüm kilit kararları burada alınmıyor...
Saraybosna’daki merkezi hükümetin yetkileri daha çok dış politika ve dış ticaret ağırlıklı. Temel hizmet ve siyasetler ise ülke topraklarını aşağı yukarı yarı yarıya paylaşan iki temel entite ya da birime ait.
Boşnak ve Hırvat nüfus ağırlıklı Bosna Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti
Bu iki entite ve Bosna Hersek Federasyonu’nun 10 kantonunda 16 ayrı parlamento, 13 hükümet var.
Yani ülkede yüzü aşkın bakan bulunuyor ve her biri, ticaret ve sağlıktan eğitim ve polis teşkilatlarına kendi görev alanlarında siyaseti yönlendiryor.
Bu parçalı yapılanma yaşamın her alanına yansıyor... Örneğin Saraybosna'da kent merkezinden sadece 2-3 kilometre güney batıya, havalimanına doğru yol aldığınızda Sırp Cumhuriyeti’nin sınırları başlıyor ve bir yabancıya sıradan görünen mahallelerin yarısı Bosna Hersek Federasyonu’nun yarısı Sırp Cumhuriyeti’nin yetki ve idaresi altında kalıyor.
Bu iki entite dışında kalan 208 km2’lik Brcko bölgesi ise ABD gözetiminde, özel statüde yönetiliyor...
Brcko, ülkenin kuzeyinde bir kuşağı andıran Sırp Cumhuriyeti’nin topraklarını ortadan bölüyor…Bu şekilde Bosna Sırplarının toprak bütünlüğüne sahip olmasının önüne geçiyor.
Ülkedeki tüm bu karmaşık yapılanmanın anayasal reform sürecinde gözden geçirilmesi hedefleniyor. Ülkede hemen herşey gelip buraya kilitleniyor...
Aslında Bosna Hersek'teki çok ayaklı, parçalı yapılar; federal düzendeki Almanya ya da Hindistan'da, konfederatif yapıdaki İsviçre gibi ülkelerde de mevcut... Ancak bu ülkelerden hiç biri Bosna Hersek gibi daha 10-15 yıl önce birbirine karşı savaşan üç halkı içermiyor.
Güvensizlikten kaynaklanan ve karşılıklı işbirliğini zorlaştıran sorunlar gündemde değil...
Bosna Hersek Hırvat Demokratik Birliği sözcüsü Mişo Relota; siyasi iklimi “Bir siyasetçi diğeriyle anlaşmaya vardığında, (insanlar) ‘neye ihanet etti, neyi sattı’ diye soruyorlar” sözleriyle betimliyor.
Milli bayram, milli takım, milli tarih denince
Bosna Hersek'in milli kimlik kavramına bakışı da istisnai niteliklerinin bir yansıması... "Milli" sıfatı üç halkı kapsayıcı anlamda değil genellikle...
Saraybosna merkezi Saraybosnalılar üzerine kurşunların atıldığı ilk yer olan otel, anılarından sıyrılmış görünüyor Sırp Cumhuriyeti ile Bosna Hersek Federasyonunun milli bayramlar olarak görüp kutladığı tarihler birbirinden farklı…
Sırp Cumhuriyeti Başbakanı’na göre bunun nedeni ‘insanların tarihteki farklı olayları farklı şekillerde algılaması... Belli bir olay bazıları için kutlanası bir şeyken, diğerleri için değil...’
Milli tarih deyince, üç kurucu halkın kendi açılarından görüp okullarda ayrı ayrı okuttuğu tarih anlaşılıyor. Ortak okutulan kimya, matematik gibi derslerse milli müfredatın değil, devlet müfredatının bir parçası…
İki entitede farklı alfabeler kullanılıyor; ortak devlet televizyonunun yanında iki ayrı entite televizyonu yayın yapıyor...
Bu televizyonların yayın siyasetlerinin genelde birbirinden farklı olduğuna dikkat çeken medya etiği eğitimcisi Boro Kontiç buna milli takım maçlarının yayınlarını örnek gösteriyor:
“Takımımız Bosna Hersek maça çıkacağı zaman bu sadece burada, Saraybosna'daki televizyonda yayınlanıyor. Sırp Cumhuriyeti'nde ise Sırbistan'ın maçını veriyorlar. Tabii futbolseverseniz farklı seçenekleriniz oluyor... Ama ilginç olan iki entiteden birisinin milli takımın maçını yayınlamıyor olması.”
Bu ortamda milliyetçi söylemler siyasette hala yaygın , milliyetçi partiler güçlü…
Ülkenin en büyük gazetelerinden Dnevni Avaz'ın editörü Saed Luckin “Çünkü hala korkuyorlar, hala güvende miyiz emin değil insanlar... Çünkü hala yine bir yönden bir saldırı gelir mi korkusu var.” diyor.
Bu algılamaları değiştirme çabaları da var elbet. Dennis Gratz, etnik kesimler üstü siyaset yapma hedefiyle sanatçı ve aydınlar öncülüğünde kurulan Bizim Partimiz (Nasa Stranka) sözcüsü…
İlk seçim sınavını geçtiğimiz aylarda yerel seçimlerde veren parti; Dayton yapılarını ve Bosna Herseklilik kimliğini destekliyor…
Dennis Gratz; ara sokakta bir apartmanın ikinci katındaki parti genel merkezinde, seçimlere katılımın zaten yüzde 50-55’lerle sınırlı olduğuna dikkat çekiyor.
Ona göre, özellikle savaş gazisi ve mağduru sıfatıyla devletten yardım alanlar, milliyetçi siyasetlere destek vermeye daha yatkın.
Dennis Gratz'ın sözünü ettiği 150 markalık yardımlar, asgari ücretin kimi yerlerde 200 marka yani 200 lira olduğu düşünülürse ciddi bir meblağ.
Ülkede Federasyon kesiminde 100 bin, Sırp Cumhuriyeti kesiminde 82 bin kadar kişi, bu gibi yardımlardan yararlanıyor.
Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşlar, bütçede en büyük paylardan birini oluşturan bu harcamaların azaltılmasını istiyor. Ancak kimse bu paraya dokunarak siyasi intiharı göze alamıyor.
Uzun bir günün sonunda biraz nefes alıp dinlenmek için Saraybosna merkezinde bir kafeye konuk oluyoruz...
İşletme sahibi BBC Türkçe Bölümü'nden olduğumu duyunca, sohbetimizin rengi değişiyor, çünkü kendisi paslandığından şikayetçi olsa da akıcı, güzel bir Türkçe konuşuyor.
Ömer Musabegoviç Belgrad doğumlu, savaş yıllarını Türkiye’de geçirmiş; İsviçre'de otelcilik ve turizm okuduktan sonra ailesiyle Saraybosna'ya yerlemiş ve bir yıl kadar önce de Pravda'yı açmış...
"Pravda Rusça’da gerçek, Sırpça’da adalet demek, Bosna’da pek adalet yoktu, o yüzden bu adı seçtik" diyor Ömer Musabegoviç... Ömer Musabegoviç Musabegoviç yeni neslin yeni bir yaklaşım getirebileceğini umuyor Ekonomi yolsuzluk gibi konularda şikayetleri olsa da ülkenin geleceği için umutlu olduğunu anlatıyor. Ülkede okuyup, dışarıda çalışma anlayışı yerine, tersinin de başarıyla yapılabileceğini gösteren bir örnek olmayı istediğini belirtiyor.
Ülkenin geleceği konusunda iyimserler genelde çoğunluk olsa da herkes için böyle değil...
Saraybosna merkezindeki Gazi Hüsrev Bey Bedesteni’nde CD ve kaset satan Jasmin Başiç “Eğer başka bir ülkeye gidebilecek olsam hemen giderim burada yaşamak istemiyorum. Burada yaşam şartları çok kötü. Herkes kendi tarafının durumunun iyi olmasını istiyor. Kimse ‘birliktelik’ açısından bakmıyor... Oysa beraber daha iyi daha güçlü bir ülkeydik...” diyor.
Jasmin savaştan sonra o zamana dek hobisi olan müzik işine girmiş; kasasının yanında oğullarının fotoğrafının yanında Mustafa Sandal ile çekilmiş fotoğraflarını gururla gösteriyor...
Savaştan sonra Saraybosna’da müziğin bile keyfinin kaçtığından, en ünlü grupların, müzisyenlerin başka ülkelere yerleştiğinden yakınıyor.
“Biz Avrupa'dan önce Avrupalıydık: 1984'te Kış Olimpiyatları buradaydı” diyen Jasmin; Saraybosna'da konuştuğumuz daha pek çokları gibi en çok, seyahat edememeye içerlediğini anlatıyor:..
“Hırvatlar istedikleri yere gidiyor çünkü onlara Hırvatistan da pasaport veriyor.” diyor.
Peki ülkenin başka kesimlerinde başka etnik gruplar neler düşünüyor?
Bu soruya yanıt bulmak için ülkenin batısında, Sırp Cumhuriyeti'nin merkezi olan Banja Luka'ya doğru yola çıkıyoruz.
Anlaşılan ülkenin en büyük iki kenti arasında sadece uzlaşma değil, ulaşım sağlamak da zor...
230 kilometrelik dar, geçiş yasaklı, iki şeritli yolu sert kış koşullarının da etkisiyle 7 saati aşkın sürede alabiliyoruz...
Sırp nüfus ağırlıklı bu kent Saraybosna ya da Mostar’daki gibi sıcak çatışmaların ortasında kalmadığı için şanslı...
Ancak Bosna Hersek'te yeni bir kıvılcımın burada ateşlenebileceğini düşünenler var.
Özellikle Kosova'nın bağımsızlığa gittiği dönemde Bosna Sırp Cumhuriyeti'nden “biz de ayrılabiliriz” imaları geliyordu…
Geleceğini Arayan Ülke’nin üçüncü bölümünde bu konudaki tartışmaları Sırp Cumhuriyeti Başbakanı Milorad Dodik ile konuşuyor, Banja Luka'lılara kulak veriyoruz.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.......
|
|
|
neyzen
Astsubay
Prestij : 158
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 737
|
 |
« Yanıtla #2 : 28 Kasım 2009, 19:54:43 » |
|
Geleceğini Arayan Ülke’nin üçüncü bölümünde Vrbaz Nehri kıyısına kurulmuş, termal kaynakları -banyolarıyla ünlü olan Banja Luka'dayız…

Yaklaşık 200 bin nüfuslu kent; Bosna Hersek'in iki yarısından birini oluşturan Sırp Cumhuriyeti’nin idari merkezi...
İlk durağımız, kentin doğu yakasında, Müslümanların yaşadığı bir semt… Burada Boşnak Baruçija ailesinin evine konuk oluyoruz.
Onlar, 1992-1995 arasındaki savaşta ülkenin her yanında evlerinden olan yüzbinlerce Boşnak, Hırvat ve Sırp mülteci ailesinden birisi...
Savaştan bu yana 1 milyonu aşkın kişi evlerine dönmüş olsa da, ülke içinde ya da dışında çeşitli nedenlerle dönemeyen hala yüzbinlerce kişi var...
Mirsada Baruçija ve eşi 1998’de dönerken oğulları yeni bir yaşam kurmak üzere Almanya’da kalmış.
Kuzinenin üzerinde cezveler kaynarken, Mirsada Baruçija döndüklerinde mahallelerinde çoğunlukla ülkenin başka yerlerinden kaçmış olan Sırp mültecilerin yaşadığını, kaçan mültecilerin evlerine yerleşmiş olduklarını anlatıyor.
“Komşularla pek bir sorun yaşamadık. Hatta üç ev aşağıda bir adam vardı, o da Sırp bir mülteciydi -seni her görüşümde, gözlerim doluyor. Ne mutlu ki sen evine dönebildin ben dönebilecek miyim bilmiyorum diyordu. Marangozmuş, savaşta herşeyini kaybetmiş. Ve maalesef burada öldü, evine dönemedi…”
Ancak savaş sonrasında hemen her şey güllük gülistanlık da değilmiş.
“Bir keresinde evimizin önüne bir el bombası attılar, ama bir şey olmadı. Polis geldi, artık IFOR mu EUFOR mu o zaman kim varsa; çok iyi, çok profesyonel insanlardı; bir ay evimizin etrafında nöbet tuttular. Korktuğumuz zamanlar oldu, bazen evin içinde ürkek tavşanlar gibiydik, ama bu da geçti.”
“Ben tabiatım itibariyle iyimserim, dolayısıyla ülkenin geleceği için de umutluyum diyen ev sahibemize, Sırp Cumhuriyeti'nin Bosna Hersek'ten ayrılmak isteyebileceği iddiaları konusunda ne düşündüğünü soruyoruz:
“Bu pasaportun üzerinde Bosna Hersek yazıyor. Nüfus kağıdımın üzerinde Bosna Hersek yazıyor. Dodik ne isterse diyebilir, ifade özgürlüğü var. Ne dediğinin ayrıntısına girmeyeceğim çünkü başıma iş açılsın istemem ama sonuçta yaşadığımız ülkenin adı Bosna Hersek.” diye yanıtlıyor.
Banja Luka'nın Sırp yerlilerinden Zdravko Petroviç ise ‘Dayton teminatı altında, iki entiteli bir Bosna Hersek devleti’ni tercih edeceğini söylüyor. “Bizlerin istediği ülke içinde ayrı bir entitemiz olması. İnsanlar böylece kendilerini özgür hissedip, refah yolunda beraber çalışabilir.” diyor.
Sırpların tarihsel korkuları
Petroviç ayrılma söylemlerine itimat etmemekle beraber,, Saraybosna'da sıkça duyduğumuz "bir ulus, bir devlet" çağrılarını ise paylaşmıyor:
“İnsanları çok toplumlu ama bir şekilde birleşik bir ülkede yaşamaya zorlamaktansa işleri oluruna bırakmak bence daha iyi. Bir arada yaşayıp didişeceğimize, bitişik komşular olarak yaşayıp iyi geçinmek bence daha iyi.”
Yıllardır dostu olan Boşnak Atıf Deliç, söze karışıyor, “Şunu da söylemeli: Sırpların, Sırp Cumhuriyeti'nin varlığını koruma konusunda bu kadar güçlü hisler beslemesinin nedeni bence 60 yıl önce soykırım kurbanı olmaları...” diyor.
Atıf Deliç'in sözünü ettiği, II. Dünya Savaşı’nda; Nazi destekli Hırvat Uştase çeteceilerinin kurduğu yönetimin işlediği cinayetler...
Banja Luka'ya yaklaşık 50 km mesafedeki Jasenovaç'ta 1941-45 arasında makinalı tüfekle taranan, bıçaklanan, işkenceyle öldürülen diri diri yakılan, gaz odalarına atılan toplam kaç kurban olduğunu kimse kesin olarak bilmiyor.
Tahminler 10 binlerle "700 bin" arasında değişiyor... Kesin olansa, Sırpların bu gibi kamplarda çingene yahudi ve komünistlerden kat be kat fazla kurban verdiği...
Petroviç, “O zaman kimse Hırvatistan'ı soykırımla suçlamadı. Hala da suçlamıyor. Kimseye o zaman yaşananların hesabı da sorulmadı... Dolayısıyla savaşa karşı olan bir halk varsa, Sırplardır... Çünkü sonuçta her zaman, olan bize oluyor...” diye yakınıyor.
Konuştuğumuz daha pek çok kişi, o dönemde ve sonrasında yapılanların hiç tartışılmamış olmasını 90'larda yaşanan gerginliklerin temelini hazırladığı görüşünü aktarıyor.
"Artık sorunları gömemeyiz; bir barışma-uzlaşma süreci üzerinde çalışmalıyız." diyorlar.
Bosna Hersek'te sadece halklar değil, siyasetçiler de birbirine güvenmiyor...
Sırp Cumhuriyeti'nin Banja Luka'da inşa ettiği yeni meclis ve hükümet merkezi,, Saraybosna'da ve bazı Avrupa başkentlerinde, kimilerince, "devlet olma arzusunun" yansıması olarak görülüyor...
Sırp Cumhuriyeti Başbakanı Milorad Dodik, bizi 15 katlı lacivert cam kaplı yönetim binasının ahşap lambrili ve kristal avizeli gösterişli salonlarından birisinde ağırlıyor.
Binanın beyan edildiği gibi 50 değil, 200 milyon euro’ya mal olduğu iddiaları, bir yolsuzluk soruşturması açılmasına yol açtı.
Dodik kendisini milliyetçi olarak tanımlamıyor
Uluslararası toplum temsilcisi, bundan bir kaç ay önce devlet yetkilerini lideri olduğu entiteye aktardığı eleştirisi ile Sosyal Demokrat İttifak Partisi’nin (SNSD) lideri Dodik’e görevden alınabileceği uyarısında bulundu.
Dodik bu ortamda bir yerel radyoya verdiği mülakatta görevden alınırsa, “Yolun 100 m aşağısında hükümeti toplayıp yüksek temsilciyi istenmeyen insan ilan edeceğinden, Sırp cumhuriyetini bağımsızlığa taşımak üzere bir sivil toplum kuruluşu kurabileceğini anlatıyordu.
Ancak biz BBC Dünya Servisi'ni temsilen sekiz dil bölümü olarak Banja Luka'ya gittiğimizde, "savaş sonrasının propaganda ortamında yetişen gençlerin birbirini anlamadığından" yakınan, amacının "varolan gerçekleri gözeten bir barış ortamı yaratmak" olduğunu söyleyen bir Dodik ile karşılaştık…
Dodik bu yaklaşımına, hükümetindeki 16 bakandan yarısının Sırp kökenli olmamasını, diğer üst düzey makamlarda da üç halkın temsil edilmesini örnek verdi.
İri yapılı, eski bir basketbolcu olan Dodik, cüssesinden beklenmeyen, alçak bir sesle ülkenin geleceğine ilişkin görüşlerin Federasyon'da ve Sırp Cumhuriyeti'nde birbirinden farklı olduğunu, kendisinin sadece bu gerçeğe dikkat çektiğini belirtiyor ve sırp cumhuriyetinin feshi çağrıları yapıldığının altını çiziyor:
"Sırp Cumhuriyetinde insanlar Dayton çerçevesi içinde iki birimli bir Bosna içinde yaşamayı kabul ediyor. Bunun tartışılacak bir yanı yok. Ancak Sırp Cumhuriyeti'nin cezalandırılması ya da dağıtılması yönünde çağrılar yapılıyor ki; halk bunu kabul etmez... Biz Bosna'yı yadsımıyoruz. Ama entitemiz- Sırp Cumhuriyeti olarak yadsınmak da istemiyoruz. Bugün Bosna Hersek'teki siyasetin sorunu bu."
Dodik, parmaklarıyla bir yandan sürekli avucunun içini ya da koltuğun kenarını ovuştururken, uluslararası toplumun Dayton Anlaşmasını şu ya da bu şekilde yorumlayıp değiştirmek istediğinden yakınıyor…
'Oysa' diyor, 'biz anlaşmayı yazıldığı şekliyle uygulamaktan yanayız, ruhunu yoruma açmaktan değil…'
Kendi sözlerininse yanlış anlaşıldığını ya da kötü niyetle yorumlandığını söylüyor Dodik…
"Bazıları Kosova'nın bağımsızlığını ilan etmesinin Bosna açısından yeni bir travma yaratacağını düşündü. Hatta Sırp Cumhuriyeti'nin ayrılmaya gittiğine ilişkin propaganda yaptılar... Yalan söyledikleri ortaya çıktı... Bu kez de buradaki söylemlerden bahsediyorlar... Burada bir grup maceracı oturmuyor... Biz sadece Dayton'daki konumumuzu savunuyoruz. Bize karşı olanlar, bunun ayrılma olduğunu öne sürüyor. Böyle diyorlar, çünkü bunu söylemek onlara itibar sağlıyor..."
Ülkenin üç etnik grubunu temsil eden en büyük üç partinin liderleri yani Milorad Dodik (SNSD), Süleyman Tihiç (SDA) ve Dragan Coviç (HDZBIH), Kasım ayında, anayasal reform konusunda çözüm bekleyen bazı ciddi noktaları ele almak üzere bir anlaşma imzaladı. Ocak Anlaşması ya da diğer adıyla Prud Anlaşması…
Anlaşma 1991'den bu yana ülkenin demografik haritasının ne ölçüde değiştiğini ortaya koyacak bir nüfus sayımı yapılmasını, özel statüde yönetilen Brcko bölgesinin durumunun düzenlenmesini, kamu mülklerinin devlet ve entite düzeyinde paylaşımını öngörüyor.
Anlaşmanın parlamentodan onay alıp uygulamaya girmesi çabalarının önümüzdeki aylarda ülkenin siyasi gündemine hakim olması bekleniyor.
Ülkenin Boşnak Cumhurbaşkanı Haris Silajdzic anlaşmayı da, Dodik'in genel siyasetlerini de yerden yere vuruyor.
Demokratik Eylem Partisi lideri Süleyman Tihiç ise, Milorad Dodik'in bazı açıklama ve adımlarıyla ülkede ilerleme sürecine zarar verdiğini söylüyor; ancak işbirliğinin yine de mümkün olduğuna inanıyor.
Süleyman Tihiç Tihiç savaşta bir toplama kampında tutulmuştu "Bence Bosna Hersek devletinde kimin ne söylediğine değil kimin ne yaptığına bakıp durumu değerlendirmeli..." diyor Tihiç:
"Dodik'in enerji nakli konusunda işbirliğine son vermesi, yolsuzluk soruşturması konusunda savcılara istenen belgeleri sunmaması olumsuz... Ama aynı zamanda onunla oturup, böyle bir anlaşmayı da yapabiliyoruz. Dolayısıyla bu da öteki yönü.... Benim için önemli olan; onunla kavgaya tutuşmak değil; oturup belirli meseleler üzerinde uzlaşmaya varmak... "
Banja Lukalılarla konuşurken özellikle Sırp nüfus açısından güçlü bir Sırp kimliğinin varlığını; varlık ve kimliklerinin herkes nezdinde kabul görmesi beklentisini seziyorsunuz...
Kentte en azından bizim karşımıza açıkça "biz Bosna Hersek'ten ayrılmak istiyoruz" diyen kimse çıkmadı...
Ancak Banja Luka merkezli Gençlik İletişim Merkezi'nden Milka Mimiç bu gibi görüşler kesinlikle yok denemeyeceğine dikkat çekiyor.
Gençlerin toplumda etkin bireyler olmasını sağlama hedefiyle faaliyet gösteren ve gönüllü faaliyetleri destekleyen merkezin proje koordinatörü Mimiç, büyük kentlerdense, küçük, kırsal, kapalı toplumlarda aşırı görüşlerin daha çok beslenebildiğini belirtiyor:
"Şu anda pozitif olmayan modeller dönemini yaşıyoruz... Dolayısıyla siyasette güçlü isimler var, ama bunlar olumlu örnekler değiller; heryerde yolsuzluk çok; iyi örnek olacak kişiler yok..." diyor.
Merkezin Başkanı Jugoslav Jediç, "gençler, bu ülkenin bölünemeyeceği, Sırp Cumhuriyetinin bağımsızlığını ilan edemeyeceği çünkü Avrupa Birliği'nin bunu desteklemeyeceği gerçeğinin farkında. Yani kendilerini bosnalı olarak tanımlamasalar da daha uzun yıllar içinde yaşayacakları ülkenin bu olduğunu biliyorlar." diyerek sohbete katılıyor.
Jediç'e göre, AB üyeliği getireceği yeni olanaklar, yeni meselelerle bu etnik tartışmaların gündem dışı kalmasını sağlayabilir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.......
|
|
|
neyzen
Astsubay
Prestij : 158
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 737
|
 |
« Yanıtla #3 : 28 Kasım 2009, 19:56:01 » |
|
En temel hizmetlerin başında gelen asayiş ve bunu sağlamakla yükümlü olan polisin teşkilatlanması, Bosna Hersek’teki temel sıkıntılara da ayna tutuyor...
Banja Luka'da bir polis

Diyelim arabanız çalındı, peşlerine düşen polis devriyesi bir kaç kilometre sonra durup, “kusura bakmayın” diyebilir, “benim yetkim buraya kadar...”
Çünkü devlet istihbarat ve güvenlik yapılarını da sayarsanız Bosna Hersek'te 19 ayrı güvenlik ve emniyet teşkilatı var.
Bu durum farklı illerde farklı emniyet il müdürlükleri olmasından farklı.. Çünkü her birimin tabi olduğu yasalar, prosedürler ve bakanlıklar farklı...
Ordudan farklı olarak, polis devlet değil, entite ve kanton düzeyinde örgütleniyor.
Sabıka kayıtları bir yerde toplanmıyor, polisin ortak bir telsiz frekansı yok… Bu da şu demek:
Örneğin Saraybosna’da bir suçun zanlıları entite sınırını geçtiyse, peşine düşmek için Sırp Cumhuriyeti’ne bağlı Doğu Saraybosna polisinin haberdar edilmesi, izinler alınması gerekiyor.
Saraybosna kantonu emniyet teşkilatı sözcüsü Dragan Mijokoviç gündelik rutinlerinden en iyi örneğin otomobil hırsızlıkları olduğunu söylüyor:
“Sırp Cumhuriyeti’nden geliyorlar, arabayı çalıp karşı tarafa geçiyorlar; sonra Saraybosna merkezindeki işbirlikçilerini arıyorlar; bizim taraftakiler de aracın sahibini bulup ondan para sızdırıyor...” diyor.
Polis gücü, Sırp cumhuriyeti için elinde kalan son egemenlik imtiyazı. Dolayısıyla bence bu nedenle bunu bu kadar güçlü şekilde savunuyor. Dragan Mijokoviç, Saraybosna Emniyet Sözcüsü Mijokoviç ve bir polis devriyesi eşliğinde, ufak bir konvoy oluşturup kent merkezinden, iki üç kilometre güneydoğuya, havalimanına doğru gittiğimizde, kendimizi bir anda, dışarıdan bakan birine gayet sıradan görünen bir mahallenin iki ayrı entiteye farklı hukuk ve polis teşkilatına bağlı olduğu gerçeği ile karşı karşıya buluyoruz.
Soruşturmalar sırasında, ilgili birimden tanıdığımız arkadaşları arıyoruz karşılıklı birbirimize yardımcı oluyoruz diye anlatıyor Saraybosna polisinin sözcüsü.
Bazı işbirliği belgeleri olduğunu ama daha etkin bir yasal çerçeve gerektiğini söylüyor. "Madem böyle bir ihtiyaç var neden böyle bir yasa yapılamyor sizce?" diye sorduğumda "Mesele siyasi. Bazı siyasi gruplar bunu böyle tercih ediyor." diyor.
Kimi kastettiğini soruyorum; "madem açık konuşacağız söyleyeyim- ama bunlar benim şahsi görüşüm" diyor:
“Bence Sırp Cumhuriyeti içinde iktidarda olan parti, sadece Sırp Cumhuriyeti’nde faaliyet gösterecek bir polis gücüne sahip olma fikrine vargücüyle asılıyor. Çünkü bence bu, onlar için devlet olma yolunda ellerindeki son imtiyaz. Ne mi kastediyorum şimdi bununla?
“Şu anda Bosna Hersek'te Sırp Cumhuriyeti açısından ülkenin sınırları belli, aynı sınırlardan söz ediyoruz. Aynı parayı kullanıyoruz. Araçlarımızda aynı plakaları kullanıyoruz. Polis gücü, Sırp cumhuriyeti için elinde kalan son egemenlik imtiyazı. Dolayısıyla bence bu nedenle bunu bu kadar güçlü şekilde savunuyor."
“(Polis) şu anda, sadece ve sadece Sırp Cumhuriyeti’ne bağlı ve ileride askeri güce de dönüştürülebilecek nitelikte... Aynı daha önce olduğu gibi...”
Saraybosna polisinin devriyesi ile birlikte Entite Sınırı’na (Inter Entity Border) gittiğimizde, hattın bir noktada geniş bir meydana açıldığını görüyoruz.
Meydana bakan apartmanların üzerinde iki levha var: Sırp kesimindekinde, Ilıca Tugayları Meydanı yazıyor, Boşnak Hırvat kesiminde William Shakespeare Meydanı...
'Etnik ayrımlar suç örgütlerine işlemiyor'
Kendisi Sırp ve Ortodoks olan, savaşın tamamını Saraybosna’da kuşatma ve saldırı altında geçiren Mijokoviç, suç örgütlerinin ise etnik, dini siyasi ayrımları hiç umursamadığının altını çiziyor.
Savaş sırasında bile suç örgütlerinin işbirliği içinde “müthiş” suç operasyonları gerçekleştirdiğine dikkat çekiyor.
Saraybosna'daki entite sınırı Sokağın bir yanı Sırp Cumhuriyeti, ötekisi Bosna Hersek Federasyonu Bir kaç gün içinde Sırp Cumhuriyeti’nin merkezi Banja Luka’ya gittiğimizde Saraybosna’da duyduğumuz şikayetlerden hayli farklı bir algılama ile karşılaşıyoruz.
Banja Luka emniyetinde bizi karşılayan Organize Suçla Mücadele Birimi Başkanı Darko Çulum “Sizi işbirliği yaptığımız konusunda temin ederim. Bizim burada tüm kantonlarla işbirliğimiz var, özellikle de bize en yakın durumdaki Bihaç ve Livno gibileriyle. Ve bu işbirliği 1996’dan bu yana mevcut.” diyor.
20 yıldır polis teşkilatında görev yapan Çulum’a göre, daha etkin faaliyet göstermek için işbirliği açısından daha fazla adıma gerek yok. Varolan anlaşmaların yeterli olduğunu söylüyor. Onun şikayet ettiği unsurlar daha çok sorgu ve gözaltı yetkilerinin geçmişe göre daralmış olması...
Banja Luka Emniyet Müdürü Dragan Çibiç’e ısrarla bu kadar çok birim arasında bu şekilde örgütlenme zor olmuyor mu diye üstelediğimizde bize verdiği örnek yine kanton kapsamında örgütlenen 26 birimli İsviçre polisi. “Onlar yapıyorsa biz niye yapmayalım” diyor Çibiç.
Her iki kesimde de ciddi endişe yaratan bir konuysa silahlanma. Bosna Hersek savaştan sonra yürütülen yoğun faaliyetlere rağmen mayından arındırılmış değil.
Ülkenin kırsal kesimlerinde, açık arazilerdeki yüzbinlerce mayın, ülkenin güvenliği ve özellikle turizm potansiyeli açısından ciddi bir tehdit.
Ancak ateşli silahların yoğunluğu ve yaygınlığı da başlı başına bir soun.
Darko Çulum, dolaşımdaki silahların cinayetler, silahlı soygunlar, yaralamalar gibi türlü silahlı suçlarda karşılarına çıktığını anlatıyor.
"Avrupa polis gücü EUFOR ile hasat operasyonnu dediğimiz başarılı girişimlerimiz oldu. Çok miktarda silah topladık. Ama evlerde hala çok miktarda silah olduğunu biliyoruz ve bu bir sorun teşkil ediyor. Aslında bu bölgede insanlar II. Dünya Savaşı'ndan bu yana, yani 50 yılı aşkın zamandır hep silah depoluyor. Bölgenin en güçlülerinden Yugoslav ordusunun dağılması ardından da bu sorun arttı. Ama çabalarımızı sürdüreceğiz..." diyor.
Polis reformu
Polis sisteminde reform Avrupa Birliği'nin ülkeyle istikrar ve ortaklık anlaşmasına imza koymak için olmazsa olmaz şartıydı.
Darko Çulum'un polis reformunun kendi faaliyetlerine etkisi konusundaki görüşünü almak için aynı soruları bir kaç kez sormam gerekti.
"Pek bir şey olmadı" dediğinde, o zaman neden AB bu konuya bu kadar önem atfediyordu sorusuna aldığım yanıt, "bilmem ben de sıkça kendimi bunu soruyorum" oldu.
Birlik 2005'ten bu yana teşkilatlarıın birleşmesi çağrıları yapıyordu. Uzun müzakereler ardından, taraflar bir uzlaşmaya vardı, Brüksel ile anlaşma imzalandı.
Ancak yapılan düzenleme "polis artık birleşecek" anlamına gelmiyor.
Uluslararası toplumun eski yüksek temsilcisi Paddy Ashdown'un deyimiyle: "Polis reformu diye bir şey yok. Hangi polis reformu?"
"Bosna Avrupa'nın getirdiği tüm koşulları zayıflattı ve özünde reform olmayan bir reform yaptı- ki bence bunun bedelini gelecekte ödeyecek. Avrupa da buna karşılık kendi sırtını sıvazlayıp "reform sağladık" dedi, oysa böyle bir şey olmadı..." diyor Ashdown.
Özellikle Sırp Cumhuriyeti'nin şiddetli muhalefeti sonunda, şuna karar verildi:
Devlet düzeyinde teşkilatlar üstü koordinasyon birimleri oluşturulacak. Bu birimler ülkenin anayasal reform sürecini tamamlamasından bir yıl sonra kurulacak. Ve anayasal reform sürecinin tamamlanması şu anda sadece bir hedef…
Tarım ve enerji bakanlığı hem yok, hem çok
Yapısal sıkıntıların etkili olduğu bir diğer alan ekonomi... Bosna'da bir tarla Ülkede tarım siyaseti kanton ve entite düzeyinde yönetiliyor Bosna Hersek ekonomisi, son yıllarda yüzde 6 gibi hızlı bir büyüme oranı sergiliyor.
Böylece gayrı safi milli hasıla son verilere göre savaş öncesindeki düzeyi bulmuş. Ortalama gelir diğer bazı Balkan ülkelerine göre daha bile iyi...
Enflasyon nispeten düşük seyrediyor; ancak tüm bunlar Bosna'nın işleyen sağlam verimli ve hele müreffeh bir ekonomiye ulaştığı anlamına gelmiyor.
İşsizlik ve yoksulluk hala ciddi ve yaygın sorunlar.
Dünya bankasının saraybosna'daki ülke birimi uzmanlarından Orhan Niksiç, ekonomi de polis teşkilatı gibi entite ve kantonların yetkisinde olduğundan ülke genelinde planlamanın güçleştiğini belirtiyor.
Niksiç, "Devletin ekonomi üzerinde çok az yetkisi var. Örneğin devlet düzeyinde bir tarım bakanlığı ya da bir enerji bakanlığı yok. Bu da ekonomi yönetimini ve ekonomik işbirliğini çok güçleştiriyor." diyor.
Dünya bankası yoksulluk eşiğini hane başına 190 euro (yaklaşık 400 TL) gelir olarak görüyor ve her beş aileden biri bunun altında kalıyor...
Yoksulluğun kaynağı ise, nüfusun önemli bir bölümünün işi olmaması...
İşsizlik oranı yüzde 41. Ancak kayıtdışı, sigortasız işler de dahil edildiğinde bu oranın yüzde 23-24 dolaylarında olduğu tahmin ediliyor.
Ülkede gelir düzeyi asgari ücret olarak 200-300 marka, ortalama gelir olarak 775 marka civarında.
Bu rakam ülkenin komşularına, yani AB ülkelerine göre düşük olsa da bazı Balkan ülkelerinden daha iyi...
İşsizliğin en yaygın olduğu kesim gençler...
Gençliğin ciddi sorunlar yaşadığının yönetim de farkında ve bu nedenle devlet düzeyinde oluşturulmuş bir Gençliğin Sorunlarının Eşgüdümü Komisyonu bulunuyor.
Komisyonun hazırladığı son raporsa hiç de parlak bir tablo çizmiyor...
*Gençlerin yüzde 58'i işsiz. *Gençlerin yaklaşık yüzde 70'i Bosna Hersek'i terketmek isterim diyor. *Yüzde 95'lik bir kesim "ancak birisine rüşvet verirse" iş bulabileceğine inanıyor. *Üniversite eğitimine başlayan dört gençten sadece biri eğitimini tamamlıyor.
Halkın ekonomi bağlamında dile getirdiği kaygılarsa sadece işsizlik ve yoksulluk değil.
Yolsuzluk ve bürokrasinin hantallığı da sıkça dile getirilen şikayetler.
Burada iş sahibi olmak demek 10 bin euro demek. Her şeyin bir bedeli var. Oğlumun iyi bir firmada iyi bir işe girmesi için birine bir para ödemem lazım. Bir Saraybosnalı
Bosna Hersek, Uluslararası Şeffaflık Örgütünün listesine göre, Rusya hariç Avrupa'da yolsuzluk açısından en kötü durumda...
Üstelik bu listede son yıllarda iyileşme değil, gerileme gösteriyor.
Kuruluşun ülke sorumlusu Srdjan Blagovcanin, "Ülkede yolsuzluk olmayan yer yok. Sağlıkta, kültürde, eğitimde, her şeye yolsuzluk hakim. Ama bunun hepsinin kaynağında siyasetteki yolsuzlukların cezasız kalması geliyor." diyor.
Blagovcanin'e göre "siyaset ülkedeki en kârlı işlerden biri".
Ülkedeki pek çok sorunun çözümü için ekonomik kalkınma sağlanması öneriliyor.
Dünya Bankası uzmanlarından Orhan Niksiç bunun içinse ülkenin ekonomisini yeniden düzenlemek dışında bir seçeneği olmadığına dikkat çekiyor.
"Tek bir pazar yaratılması büyük bir ihtiyaç." diyen Niksiç, bunun AB'ye katılım düşü için de olmazsa olmaz olduğunu vurguluyor.
"Birlik ve 27 üyesi de tek bir pazar oluştururken, Bosna Hersek'te de ekonomik alanın birleşmesi dışında bir alternatif yok..."
Tek bir Pazar yaratmak Bosna Hersek'in kalkınması ve geleceği için gerekli görülen büyük projelerden sadece birisi…
Ancak ülkenin geleceğini inşa etmek için beşinci bölümde ele aldığımız eğitim ve kültür de bir o kadar önemli.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.......
|
|
|
neyzen
Astsubay
Prestij : 158
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 737
|
 |
« Yanıtla #4 : 28 Kasım 2009, 19:58:11 » |
|
Saraybosna ortasından akan Miljacka Nehri üzerindeki bir köprü ülkenin tarihte nasıl dönemeçlerden geçtiğinin de iyi bir kanıtı.
Franz Ferdinand ve eşi suikastten kısa süre önce

Avusturya Veliahtı'nın Saraybosna'da uğradığı suikast bölgenin kaderini değiştirdi Kemerli taş köprü kimi zaman Latin Köprüsü, kimi zaman Frenk Köprüsü adıyla anılmış, bir dönem de adı Gavrilo Princip Köprüsü olmuş.
Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip, Avusturya tahtının varisi Franz Ferdinand’ı 1914’te bu köprünün yanı başında düzenlediği suikast sonucu öldürdü.
Bu olay tüm bölgenin sınırlarının yeniden çizilmesine yol açan Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına yol açtı.
Peki bugün ne ifade ediyor Gavrilo Princip dersiniz?
Milliyet bir şey, kimlik başka bir şey. İdari kararların ya da süreçlerin sonucu olarak devletler kurulur, dağılır yeniden kurulur. Ama milliyet çok uzun zamanda inşa edilen bir kavramdır. Ben Hırvat'ım Katoliğim. Ailem de 1400 yıldır böyle- ister Osmanlı, ister Avusturya Macaristan ister başka bir devlete tabi olmuş olalım... Marin Topiç, HDZBİH mensubu ve Mostar tarihi miras derneği üyesi Tarih kitaplarına baktığınızda, kitabınız Sırpçaysa "Bir şair ve kahraman", Hırvatçaysa ''Bu meşum terör eylemini gerçekleştirmek üzere Sırplarca eğitilip yönlendirilmiş bir suikastçi", ya da boşnakça ise''Eylemi,, üç etnik kesimi kapsayan polisçe güçlükle bastırılan, Sırp aleyhtarı protestolara yol açan bir milliyetçi".
Özetle ülkenin eğitim sistemi Pulitzer ödüllü gazeteci Chris Hedges'in deyimiyle "tarihten nasıl hiç ders alınmadığının" kanıtı...
Ülkedeki eğitim sisteminde ortaya çıkan ilginç tablonun en net olarak görüldüğü yerlerden birisi, Bosna Hersek’in güneyindeki Mostar kenti.
1566’da inşa edilen ve kentin simgesi olan Mostar Köprüsü’nün 1993'te savaşın en şiddetli dönemlerinden birinde yıkılması, savaşın akıllardan çıkmayacak anlarından birisiydi.
Köprü 2004 yılında uluslararası toplumun desteği ve Türk şirketlerinin de katkısıyla yeniden inşa edildi ve hizmete açıldı.
Ancak kentin ortasından akan Neretva Nehri’nin iki yakasındaki halkların arasında köprüler kurmak hala çok kolay değil.
Kentin doğu yakasında Müslümanlar, batısında Hırvatlar yaşıyor.
Mostar Köprüsü

Mostar köprüsünün restorasyonu projesinde yer almasının yanı sıra, Mostar üniversitesinde mimarlık bölümü öğretim görevlisi olan Mimar Maja Popovac, Mostar'ın orta yerinde geçiş hatları olduğu, bir taraftan ötekine kimlik gösterip geçilen günlerden buraya gelinmesinin önemli ilerleme demek olduğunu vurguluyor...
Köprünün yeniden inşası iki yakanın insanlarını özünde bir araya getirdi mi diye sorduğumda “Az da olsa evet…” diyor. “1993’te batıdan doğuya geçmeyeceğini düşünmediğim insanlar açılış törenindeydi.”
Mostar'da toplumlar arasındaki köprülerin kurulmasına katkıda bulunanlardan bir diğeri Amela Sariç...
Sariç, 1997'de çocukların savaşın travmalarını atlatmasına yardım etmek üzere ünlü tenor Luciano Pavorotti’nin desteği ile kurulan Pavarotti merkezi'nin başkanı...
Köprünün restorasyonu başladığında, bu projeyi tamamlamamızın bağışların ve ciddi anlamda yeniden yapılanmanın sonu olacağını biliyorduk. Ve köprü tamamlandığında, beklediğimiz gibi yeniden yapılanma da hemen hemen durdu. Maja Popovac, Mimar Aradan geçen yıllarda faaliyetleri farklı toplumlardan çocukların travmalarını bir arada atlatmalarını sağlamak hedefinden, müzik, dans, tiyatro ve diğer sanat çalışmalarına kaymış.
İlk zamanlar çocukları derslere ancak BM araçları ile getirip götürebildiklerini dolayısıyla çok yol katedildiğini vurguluyor.
Ancak Sariç kendi çocukları için yine de endişeli. Kızının devam ettiği lisede görüşmemizden bir gün önce bir bomba ihbarı nedeniyle derslerin iptal edildiğini anlatıyor.
Mostar’da farklı mahallelerin gençleri arasında arbede ve çatışmalar çıktığını zaten daha önceden duymuştuk.
1993'te yıkılan köprünün yeniden imarı önemli bir sembolik adımdı Bosna Hersek nüfusunun yüzde 15'i savaştan sonra doğdu. Oran her geçen yıl yükseliyor... Ancak gençlerin aldığı eğitim ortak bir gelecek kurma hedefiyle şekillendirildiği izlenimi vermiyor.
Nüfusu 130 bine yakın olan Mostar’da farklı etnik gruplar farklı okullara gidiyor.
Kentin merkezindeki tarihi lise binası ise ilginç bir sistem uyguluyor. Bu okulda aynı bina içinda üç okul, üç müfredat okutuyor.
Yani Boşnak ve Hırvat gençler, ayrı sınıflarda ayrı dersler görüyorlar. Bununla birlikte aynı binanın bir bölümü, kentin tek karma lisesine Birleşik Dünya Koleji’ne ev sahipliği ediyor.
Sorun çocukların evlerinde ebeveynlerinden ne öğrendikleri. 20-30 yıl önce içinde yaşadığımız sistemde, benim dedelerim ninelerim anne babama kimseye nefret duymayı öğretmemişlerdi. Ama bakın ne oldu. Korkunç bir savaş yaşadık... Bu savaş nefretle büyütülmeyen bir nesilden çıktı... Bir de düşünün nefretle büyütülen yeni nesiller neler yapabilir?
Bir Saraybosna sakini Eğitimdeki ayrımlar Mostar'a has değil elbet. Ülkede her halk kendi eğitim müfredatını okutuyor... Dil, edebiyat ve tarih derslerinin içeriği birbirinden farklı...
Her kentte her etnik grup çocuğunun mümkün olduğunca kendi müfredatını okuyacağı okula gitmesine çalışıyor... Bu durum yeterli kaynak dağılımını, öğretmen tayinlerini ve eğitim kalitesini de etkiliyor.
Özellikle de eğitimin 10 kantonda ayrı ayrı düzenlendiği Boşnak Hırvat Federasyonu içinde...
Saraybosna'yı savunan Boşnak ordusunun en üst düzey Sırp generallerinden emekli Tuğgeneral Jovan Divjak, kazanılması gereken mücadelenin eğitimde olduğuna inanıyor.
Bu nedenle emekliliği ardından, kendisini kurduğu "Bosna'yı eğitim kurtaracak" vakfı ile, çocuk ve gençlerin geleceğine katkıda bulunmaya adamış...
Şimdiye dek üç bin kadar çocuğa eğitim bursları 30 binine de çeşitli şekillerde destek sağlamış.
Divjak, duvarları ödüller ve nişanlarla; rafları oyuncaklarla ve çocukların yaptığı resimlerle dolu olan ofisinde, bana elleri ile pişirdiği kahveyi ikram ederken, “Üç ayrı tarih, üç ayrı müfredat, ayrı diller, iki ayrı alfabe. Başka kültürlere saygı yok.. Üç ayrı kültür var öğretilen...” diye dert yanıyor.
“Üç eğitim sistemini birbirine bağlayan hiç bir ilişki de yok Bosna Hersek'te... Federasyonda 54 okul aynı çatı altındaki iki ayrı okul olarak faaliyet gösteriyor. Boşnak ve Hırvatların çocukları aynı bina içinde fiziksel olarak birbirinden ayrı tutuluyor. Bazı okullarda tenefüste bahçeye bile aynı anda çıkmıyorlar. Bu bence düpedüz eğitimin çökmesi demek...”
Devlet düzeyinde bu eşgüdümü sağlamaya yönelik bir Eğitim İdaresi oluşturulması için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı **********İT desteğinde yürütülen girişimlerde, dört yıl gecikmeyle de olsa geçtiğimiz aylarda "bazı" adımlar atıldı...
Ancak yetkililer, gerçek anlamda etkin bir eşgüdüme ulaşılması için çok ciddi gayret ve uzun zaman gerekeceğini itiraf ediyorlar...
Saraybosna Film Festivali Festival ülkenin en önemli kültürel etkinliklerinden Jovan Divjak ise sadece eğitimde değil diğer kültürel alanlarda da sorunlar görüyor.
“Örneğin, benim çok beğendiğim ve Berlin Film Festivali'nde ödül kazanan bir film var. Jasmila Zbaniç'in Grbaviça filmi: Bu film Sırp Cumhuriyeti'nde gösterilmiyor.” diyor.
Savaşın bireysel yaşamlarda bıraktığı travmaları ele alan “Grbavica, Esma'nın Sırrı” adlı film, 2006'daki Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanmıştı...
Film adını Zbaniç'in evinin yakınında, savaşta ağır yıkıma uğrayan bir Saraybosna semtinden alıyor...
Jasmila Zbaniç, bir anne kızın öyküsünü işleyen filmin çatısını, kendi kızına hamileyken kurmaya başlamış...
Aradan geçen yıllardan sonra, şimdi sekiz yaşındaki kızına o yılları nasıl anlattığını sormadan edemiyorum:
“Savaşı, bir şeyler olduğunu bir şekilde duyup öğrenmiş. Bana sorduğunda; kötü insanlar şehri kuşattı, dört yıl eziyet çektirdiler diyorum. Ama milliyetlerden hiç söz etmedim. Çünkü farklı etnik kesimlerle bir arada yaşıyorum; evime Sırp ve Hırvat dostlarım, farklı dinlerden farklı kültürlerden arkadaşlarım geliyor. Dolayısıyla bu harika insanlarla rahat iletişim kursun herhangi bir şeyi genellemesin istiyorum. Vakti geldiğinde tabii belli gerçekleri öğrenecek ama şimdi önemli olan insanlara güvenebilmesi...”
Sinema çevrelerinde 1970'lerden bu yana ayrı bir ekol olarak anılan Bosna Hersek sineması, son yıllarda hemen her uluslararası festivalde adından söz ettiriyor...
Jasmila Zbaniç buna rağmen sanayi açısından büyük zorlukların varlığna dikkat çekiyor... "Ekonomi bu haldeyken yılda bir kaç film için insan ve altyapı yatırımı yapmak da zor tabii" diye ekliyor... Bu zorlukları aşabilmek için 10 yıl kadar önce bir dernek kurmuş: Deblokada...
“Deblokada - kelime olarak ablukayı kırmak demek.” diye söze başlıyor: “Savaş sırasında, Saraybosna kuşatma altındaydı; ablukadaydı. Sürekli bu abluka ne zaman bitecek diye düşünüyorduk. Şimdi artık ablukadan söz edilmiyor ama bence, insanların zihninde, kalbinde hala var bu abluka... Bunu her yerde kırmak için çok emek gerekecek; biz de bu nedenle sanat grubumuza bu adı verdik... Hedefimiz, filmlerimizle topluma ulaşıp ablukaları kırmak...
Zbanic yeni filminde ülkede 'İslamileşme'nin artışını irdeliyor Bahar-yaz aylarında ülkede köktendinci akımları irdelediği yeni filminin gösterime girmesini hedefleyen Zbaniç, karşılaştıkları en büyük sıkıntılardan birinin de Bosna Hersek'te kültür siyasetlerinin de entite ve kanton düzeyinde yönetilmesi olduğunu belirtiyor. Bunu ciddi bir hata olarak niteliyor...
“Bir kültür politikamız yok. Entiteler ayrı ayrı yönetiliyor. Ulusal müze kimse tarafından finanse edilmediğinden dökülüyor. Çünkü bu ne Sırp Cumhuriyetinin ne de Federasyonun müzesi. Ulusal müze...”
“Bence bu çok yazık... Her yıl uyarılar yapılıyor; müzelerin perişan olduğu, ısınmak için yakıt almaya paraları olmadığı konuşuluyor... Film dünyasında da bu var. Mesela Avrupa Konseyi bünyesindeki Euroimages'ın fonlarından yararlanmak istedik... Ama Euroimages'ın burada kimi muhatap alacağı sorun oldu... Federasyonla ya da Sırp Cumhuriyeti ile anlaşma yapamıyorlar çünkü devlet düzeyinde anlaşma imzalamaları gerekiyor.”
Zbanic'in sözünü ettiği bu gibi sorunlar; sanatta da kültürde de, sporda da bilimde de tekrarlanıyor... Bir yanda bunların sonucu olan ciddi bir beyin göçü bir yanda kültürlerarası yabancılaşma eğilimi kültürel yaşama gölge düşürüyor.
Peki Bosna Hersek nasıl bir gelecek biçiyor kendisine? Dizimizin son bölümünde bu soruya yanıt arıyoruz...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.......
|
|
|
neyzen
Astsubay
Prestij : 158
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 737
|
 |
« Yanıtla #5 : 28 Kasım 2009, 19:59:33 » |
|
Bosna Hersek’te aynı siyasi ve toplumsal coğrafyaya bakıp ne kadar farklı şeyler görülebildiğine tanık olmak insanı şaşırtıyor.
Saraybosna'daki tarihi belediye binası

Etnik kesimler üstü siyaset görüşünü benimseyen Bizim Partimiz’den Dennis Gratz, Travnikli Hırvatla Banja Lukalı bir Sırp arasında, Dalmaçyalı (Hırvatistan) ve Travnikli (Bosna'nın orta kesimi) iki Hırvattan daha fazla ortak nokta olduğunu söylüyor. “Bu bir gerçek... Bu "üç millet tek devlet" şeklinde bir bir Yugoslav düşü değil. Hepimiz aynı müzisyenleri dinliyoruz; hemen hemen aynı dili konuşuyor; Belçika'da Flaman ve Valonlar için mümkün olmayan bir düzeyde iletişim kurabiliyoruz. Neden bir arada yaşamayalım ki?” diye soruyor:
“Kendilerini başkalarından en fazla tecrit edenler, kimlikleri konusunda güvensiz olan kesimlerdir... Çünkü ‘ben kimim bilmiyorum, ama kesinlikle o değilim’ demek en kolaycı çözümdür...”
550 yıldır burada yaşayan üç toplumun nesilden nesle yadigar bıraktığı bu topraklara başka açıdan yaklaşmak da mümkün.
Sırp Cumhuriyeti Başbakanı Milorad Dodik, üç halkın bir arada ahenk içinde yaşadığı düşüncesinin doğru olmadığı, husumetlerin yüzyıllar geriye gittiğini belirtiyor.
“Burası 500 yıl Osmalı İmparatorluğunda Türklerin yönetimindeyken; Müslümanlar - ya da Boşnaklar rahattı ve topluma entegre hissediyorlardı. Sonra Avusturya Macaristan geldi. Bu kez Sırplarla Müslümanlar baskı altında hissetti; Hırvatlar çok rahattı. Yugoslavya döneminde Sırplar çoğunluktu ve rahatılar çünkü sırpların çoğunluk olduğu bir yugoslavya'nın parçasıydılar. İşte tüm bu tarihi travmalar yüzünden, uluslardan birisi memnunken diğer ikisi olmadığından, bu husumetler meydana çıktı.”
Peki ülkenin geleceği, sorunlarının çözümü nerede?
Boşnak siyasetçi Süleyman Tihiç’e göre, “Bosna Hersek tüm vatandaşların kendilerini rahat hissedeceği bir ülke olmalı. Sadece bir halkın zevkine ya da keyfine göre bir devlet olamaz. Bir mutabakat olmalı...”
Saraybosna'daki bir Boşnak; Mostar'daki bir Hırvat; Banja Luka'daki bir Sırp mutlu olmadıkça, mutlu olamaz. HDZBİH Sözcüsü Mişo Reltoa Üç halk, 1995'te savaşı sona erdiren Dayton Anlaşması doğrultusunda; siyasette belirli kotalara sahip... Sırp, Hırvat ve Boşnak üç cumhurbaşkanı sekizer ay dönüşümlü olarak görev yapıyorlar...
Kilit konularda üç halkın da rızası olmadan karar alınamıyor. Ancak şu haliyle devletin yapısı kimsenin hakkının kimseye geçmemesine göre çizilmiş durumda, çözüm üretmeye göre değil ...
İşte bu nedenle Bosna Hersek siyasetçileri yeni bir anayasal düzenleme arayışında...
Konuştuğumuz siyasetçiler bunu 2009’da sağlamayı umuyorlar.
Ancak yapılacak düzenlemeler arasında nüfus sayımı yapmaktan idari sınırların yeniden çizilmesine çok köklü değişiklikler yer alıyor.
İki entite 10 kanton yapısının işlerlik açısından istenen sonucu sağlamamasından olacak, Boşnak ve Hırvat siyasetçiler toprakların 4 ya da 5 birime bölüneceği yeni bir yapılandırmadan söz ediyorlar. Mişo Relota Hırvat Demokratik Birliği ülkenin 2009'da AB adayı olmasını hedefliyor Ancak Boşnaklar arasında daha merkezi bir devlet; Hırvatlar arasında kendilerine ait üçüncü bir entite oluşuturulması arzularını benimseyenler var... Pek çok Sırp da, entitelerinden vazgeçmeye istekli değil...
Sırp Cumhuriyeti'nin Başbakanı Milorad Dodik, kendisiyle sohbetimizde sıkça "ideal bir çözüm yok" cümlesini yineliyor...
Kendi çözümünü sorduğumuzda federalleşmeden söz ediyor:
“Fikirlerden birisi birkaç adet federal birim oluşturmak. Bunlardan birisi de Sırp Cumhuriyeti olmalı. Sırp Cumhuriyeti ve diğer federal birimlerin yetki alanlarının çok net ve kesin bir şekilde çizilmesi gerektiğine inanıyorum....” diyor.
Bu ülke böyle sağlıklı şekilde varolabilecek mi derseniz... Bosna hala güçlü bir ülke. Bir tarafın Sırbistan'a bir tarafın Hırvatistan'a gitmesi gibi bir durumda- ülkeyi bir savaş olmadan bölmek imkansız... Ben savaş sırasında buradaydım. 1993 Kasım'ına geldiğimizde tamam her şey bitti, ülke bizler her şey yok olacak diye düşündüm... Bosna 1993'ü atlatabildiyse, her şeyi atlatır... Bu nedenle iyimserim... Boro Kontic, Medya eğitimcisi Ancak ülkede seçilmiş siyasetçileri görevden alma yetkisi bulunan Uluslararası Temsilci Miroslav Lajcak'ın federallik konusundaki tavrı çok net:
“Bosna Hersek, Dayton'a göre, federal bir devlet değil...” diyen Miroslav Lajcak, zaten “mesele şu ya da bu tür bir modele yönelmek değil. Mesele şimdiki anayasal yapının ancak üç kurucu halkın mutabakatıyla değiştirilecek olması.... Ve şimdi çeşitli ülkelerde uygulanan farklı modeller gündemde olsa da hiç biri, tüm tarafların mutabakatını sağlayamıyor...” diyor.
Üçlü cumhurbaşkanlığı divanının Boşnak temsilcisi Haris Silajdzic, "Radovan Karaciç ve Radko Mladiç" gibilerin 1990'lardaki ülkeyi bölme planlarının hala yaşatıldığına inanıyor... Temsilcilerini dinlediğimiz üç partinin anayasal reform için hazırladığı anlaşmayı da desteklemiyor...
Ancak Ocak Anlaşması’nın taraflarından Süleyman Tihiç, bir ilerleme zemini bulunabileceği konusunda iyimser...
“Eğer ülkenin toprak anlamında yapılanması üzerinde uzlaşamazsak belki devletin yetkilerini görüşebiliriz, kurumların işlerliğini konuşabiliriz. Toprak konusunu ise gelecek aya gelecek yıla, ya da gelecekte bir zamana bırakırız...” diyor.
Miroslav Lajcak Lajcak 2007-2009 arasında Yüksek Temsilci olarak görev yaptı Anayasal reform konusunda 2009’da yapılması hedeflenen müzakerelerin çetin geçeceği kesin...
Ülke 2010'da seçime gideceğinden, ne yapılacaksa bu yıl yapılmalı görüşü sıkça dile getiriliyor...
Peki bir çözüme varılmaması, şimdiki koşulların aynen devamı ne demek olur Bosna hersek için?
“Bosna bir bisiklet gibi... Yürümezse devrilir. Dolayısıyla Bosna'yı sürekli ilerletmek zorundasınız...”
Uluslararası toplumun Bosna Hersek eski yüksek temsilcisi Paddy Ashdown,, Bosna Hersek'in geleceği konusunda kaygılı olduğu uyarılarında bulunuyordu son aylarda.
Görüşlerine Dayton'ın mimarı olarak nitelenen Richard Holbrooke da destek veriyor; Ekim başında komşu Hırvatistan'ın Cumhurbaşkanı Stipe Mesic ülkenin bölünmesi tehlikesi olduğu uyarısında bulunuyor; Sırplar ayrılırsa, Bosnalı hırvatların da buna yönelebileceğinden söz ediyordu... Ya bu korkular gerçekleşirse?
Tihiç'in yanıtı net: "Kimse Bosna Hersek'i bölemez. Böyle bir ihtimal yok. Bu 1992'de çok daha kuvvetli unsurlar işin içindeyken bile; Miloşeviç, Karaciç, Tudjman veya Yugoslav ordusunun beş birliği buradayken bile mümkün olmadı. Dolayısıyla kimse ülkeyi bölemez. Dodik de dahil..."
Milorad Dodik'e göre ise sıkıntıların kaynağı uluslararası toplumun tutumu:
“Sorun şu ki, uluslararası toplum Dayton'ı harfiyen uygulamıyor. Dayton'ı gerekli reformları yapma adı altında değiştirmeye çalışıyor. Kabul edilebilir gibi bir şey değil bu. Uluslararası toplum Dayton'ı aynen uygulayıp Dayton'ın kurduğu dengeleri koruma şansını kaçırdı. Bu şekilde Pandora'nın kutusunu açtılar ve içinden tüm tarihsel korkular çıkmaya başladı.”
Batı demokrasisinin önde gelen temsilcileri arasında sayılan ülkelerde, şu ya da bu bölgenin ayrılması, daha özerk olması senaryoları kimi zaman konuşuluyor... İngiltere'nin eski Saraybosna Büyükelçisi ve Dışişleri bakanlığı Avrupa masası yetkililerinden Matthew Rycroft'a soruyorum:
Saraybosna sokakları Ülkenin anayasal reform sürecinden başarıyla çıkması kritik önemde Belçika'da Flaman ve Valonlar, yıllardır ayrılmayı tartışırken; Bosna Hersek'in bunu tartışması neden kaçınılması gereken bir şey?
Rycroft, Belçika'dan farklı olarak "Bosna'da her zaman sürecin tersine dönüp kötüye gitmesi, yeni çatışmalar yaşanması riski var..." diyor:
"Belçika'da ise siyasette işler ne kadar güçleşirse güçleşsin, siyasi bir meselenin başka bir şeye dönüşmesi riski bulunmuyor."
Uluslararası toplum ülkedeki yüsek temsilcilik makamını kapatmaktan, üç yıldır son anda vazgeçiyor. 2.200 kişilik AB Althea barış gücünün görev süresi buna paralel olarak uzuyor.
Matthew Rycroft; gücün varlığını "kimileri için caydırıcı, kimileri için bir garanti" olarak tanımlıyor. "Gücün çekilmesi zamanını belirlerken, bunun vaktinden önce olmamasına bu nedenle önem vermeliyiz..." diyor.
Savaş yıllarını bir toplama kampında geçirmiş olan, Boşnak siyasetçi Süleyman Tihiç'in arkasında Aliya İzzetbegoviç'in portresi, karşısında bir Müslüman mezarlığının tablosu olduğu halde; sarfettiği sözler bu açıdan bakınca daha da önem kazanıyor:
“Kimse ülkenin bir bölümünün Bosna Hersek'ten kopması tehdidinde de bulunamaz. Çünkü bu savaş çıkarır... Ve şimdi Bosna güçleri 1992'de olduğundan daha güçlü...”
'Kimse savaşın acısını yeniden tatmak istemez'
Bosna Hersek'in 3 büyük kentine yaptığımız ziyaretler boyunca çok farklı kesimlerden, kaynaklardan tekrar tekrar aynı görüşü duyduk: "Evet krizler olabilir. ama halk savaşı yaşadığı için bir daha savaş istemiyor... Sıcak bir çatışmaya karşı en iyi caydırıcı da bu."
Peki ya buzdolabına kaldırılmış bir açmaz senaryosu? Mesela Saraybosna'da konuştuğumuz bazı diplomatların deyimiyle Sırp Cumhuriyeti'nin "punduna getirip" ayrılma girişiminde bulunması? Yüksek Temsilci Miroslav Lajcak'ın buna yanıtı diplomatik baskı:
"Uluslararası toplum bunu tabii önleyecektir; böyle bir şey olmasına izin vermeyeceğiz. Bu sonun başlangıcı olur... Ayrılma beyanı tecrit edilmenize yol açar. Eğer bütünüyle gözardı edilecekse; kimse tanımayacaksa bağımsızlık ilan etmenin ne anlamı var ki? Bu gerçekten tam bir siyasi, ekonomik kültürel ve diğer tüm yönlerden izolasyonu tetikler... İşte bu nedenle, "böyle bir şey gündeme gelemez" diyorum."
Lajcak'ın yüksek temsilcilikteli seleflerinden Lord Paddy Ashdown ise tehlikenin sadece savaş ya da çatışmayla sınırlı olmadığı kanısında...
"Burada seçenekler savaş ya da Bosna Hersek'in bölünmesi değil: Seçenekler Bosna'nın Avrupa yolunda işler bir devlet olup olmayacağı. Uluslararası toplum durumun iyice kötüye gitmesine izin vermese de, burası asla iyiye gitmeyen bir kara delik durumda kalabilir."
İş müzakere etmek değil... Bu ülkedeki yanlış algılamalardan birisi, Avrupa Birliği'nin idari bir karar alıp, Bosna Hersek'i üyeliğe kabul edeceği ya da bu süreci kolaylaştıracağı zannı... Böyle bir şey mümkün değil. Bu ülkeyi mahveder... Çünkü Bosna Hersek buna ne ekonomik, ne siyasi olarak hazır. Miroslav Lajcak Bosna Hersek'te reform süreci rayında giderse; hedef halen Lajcak'ın başkanlığındaki yüksek temsilcilik makamını kapatmak; işlevlerini "kısmen"; şu anda yine Lajcak'ın yürüttüğü Avrupa Birliği yüksek temsilciliğine bırakmak.
Avrupa Birliği üyeliği ülkede herkesin üzerinde uzlaştığı hedef olduğundan, Avrupa'nın burada nüfuzu çok güçlü, buna karşılık, Avrupa'dan beklentiler de çok yüksek...
Miroslav Lajcak'a bu kez Avrupa Birliği temsilcisi sıfatıyla soruyoruz: Avrupa madem Bosna'de çözüm istiyor; üyelik sürecini hızlandırarak çözüme katkıda bulunsun diyenlere yanıtınız ne?
Avrupa Birliği performans temelinde işleyen bir örgütlenme... Katılmaya hak kazanmalısınız. Böyle bir adımsa, öncelikle Avrupa Birliğini işlemez hale getirir.
Çünkü ülkelerin belli bir performans düzeyini tutturmuş olması gerek. Ve bu vakit alıyor, hazırlık gerektiriyor. İkincisi böylesi, bir şey ülkenin ekonomisini mahveder. Bu dördüncü kümeden bir futbol takımını alıp birinci ligde oynatmaya benzer... Bu sadece takımı zorlayıp utandırır ve sonunda yokeder... Yapabileceğiniz tek şey takıma yatırım yapıp,, geliştirmek; böylece birinci lige çıkacak hale gelmesini sağlamak... Zaten Avrupa Birliği entegrasyon süreci de tam da bunu öngörmektedir...
Saraybosna Bosna Hersek turizm açısından güçlü bir potanesiyele sahip Yüksek temsilcilik makamını ne zaman kapatabileceğinize inanıyorsunuz?
Ben geçiş ve temsilciliğin kapanması kadar önemli bir adımı, takvimde bir tarihe bağlamanın akıllıca olacağını sanmıyorum. Öncelikle, siyaseten öngördüğümüz vasıflara ulaştığımızdan emin olmamız gerekiyor... Gereğinden bir gün uzun kalacak değiliz... Ama gerektiğinden kısa da da kalmayacağız çünkü tüm bu yüklü yatırımımızın yokolmasını istemiyoruz...
Peki Bosna'da hedeflenen başarı öyküsüne ulaşılmaması, Avrupa Birliği'nin ortak dış politaka ve savunma hedefleri açısından ne anlama gelir? Bu soruyu eski yüksek temsilci Lord Paddy Ashdown'a yönelttik.
Ancak ülkede ilerleme herşeyden önce Bosna Hersek'in 4,5 milyon kadar vatandaşının ihtiyacı...
Dnevni Avaz gazetesinin editörü Saed Luckin, "Bize savaş bitti mi diye sormayın. Barışı tesis ettiniz mi diye sorun." diyor:
Daima bir başkasını, ötekini suçluyoruz. Biz yanlış bir şey yapmadık diyoruz. Birbirimizi tehdit etmeye yöneliyoruz. Mevcut bir korku var... Bana öyle geliyor ki henüz "gerçekleri araştırıp ve uzlaşmak" için bir komisyon kurulması yönünde samimi bir arzu yok... Jovan Divjak
"Çünkü başka bir noktadan yola çıkmak, doğru olmaz... Bir de farklı bir açıdan bakın. İyi tarafından bakın... Dünyanın dört bir yanı,, inşa sürecini tam olarak tamamlamamış devletlerle dolu... İsrail, Kıbrıs ve Lübnan gibi ülkelerin de henüz çözümlenmemiş meseleleri var. Dolayısıyla biz bir istisna değiliz. Önemli olan bundan sonra nasıl bir gelecek kuracağımız...."
Bosna Hersek halkının yarısının mülteci olduğu, pek çok yerde taş üstünde taş kalmadığı günlerden buraya şüphesiz büyük bir yol kat etti.
Gelecek için de umut vadeden büyük bir potansiyele sahip... Turizm için başvurulabilecek doğal ve tarihi kaynakları bol. Ekonominin büyüme potansiyeli büyük; işgücü ucuz, başta kömür, demir ve boksit olmak üzere önemli yeraltı kaynakları var.
Ama bunları etkin şekilde işletebilmek için de siyasi istikrar gerekiyor. Bosna 1995'te silahlar sustuğundan bu yana bu geleceği ararken; siyasetçilerini hala tarihi bir görev bekliyor...BBC Turkce...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 28 Kasım 2009, 21:48:29 Gönderen: neyzen »
|
Kayıtlı
|
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.......
|
|
|
|